14 Aralık 2011 Çarşamba

14 Aralik 2011 Carsamba
18:18



   Ah ah.. Hep cesaret cesaret cesaret diyorum.. Yok yani bende kısmet yok. Okulun en cesaretli çocuğunu tavladım açılamadı atıcam kendimi bir yerden artık ((: Bu kadar da olmaz ki .. Dünse beni iki dakika gören çocuk bugün bana açıldı.. Saçmalığa gel.. Hem de nasıl minnoş aracılığıyla. Ölmek istiyorum.. Başka biri mi yoktu yani söyleticek bi o mu kaldı yani.. Öyle bir reddetmişim ki görmeniz lazım sanki çocuk bana tek gecelik ilişki teklif etmiş.. Ama yani bir insanın da işi bu kadar mı ters gider. 
   Resimle de bu aralar pek ilgilenemiyorum.. Canım çizmek istemiyor. Kursu mu değiştirsem mi ? Değiştirmesem mi ? Ne yapsam ? Ne etsem ? derken değiştirdim. Şimdi çok memnunum ama ne güzel çizenler var bir görseniz. Bir yıllık iki yıllıklar var.. Teyze bile var yani.. Ben 35x50 çiziyorum onlar 50x70 70x100.. Moralim bozuluyor. Tonlamada çok zorlanıyorum .. Bu kadar az çalışarakta *ah yetişirim... Ama yetişmem lazım.. Her önüne gelende kursa gitmeye başlamış. Çantaları gördükçe kan beynime sıçrıyor. Sanki hepsi bu yılı beklemiş.. Hepsini can düşmanımmış gibi görüp her seferinde ortadan kaldırma planları yaparken buluyorum kendimi.
   Neyse yapıcaz artık bi şekil.. 

18 Kasım 2011 Cuma

Her defasında..

18 Kasim 2011 Cuma
19:26



   Bir var bir yok. Üzgün hissediyorum. Canım acıyor. Bana bunu yapmayı nasıl başarıyor bilmiyorum.
   Mutlu olmak istiyorum. Vazgeçtim onu istemekten. Mutlu olsam.. Onsuz mutlu olamaz mıyım ? Olurum. Keşke o olmasa.
   Onu hiç göremeyecek olsam üzülür müyüm ? Üzülürüm galiba ama şuan olduğu kadar üzülemem. O zaman en azından yokluğu kesin olur. Böyle bir var bir yok…
   Geçen gün tartıştık. Önemli bir şey değildi. Bir erkek arkadaşım döndü ve “ O senin muhatap alacağın biri değil ki niye konuşuyorsun !? “ dedi. Hiçbir şey diyemedim. Öylece kalakaldım karşısında. Niye ben onu o gözle göremiyorum ? Niye unutamıyorum ?
   Bana bu kadar uzakken yakınımda olmasının hiçbir anlamı yok. Öyle şeyler yapıyor ki benden hoşlandığını düşüyorum ama sonra birden bir hata yapıyor ve ne kadar küçük bir hata olsa da canım öyle bir acıyor ki hiçbir şeyin önemi kalmıyor.
   Bende aşklar hep böyle.. Hiç bitmezler. Hiç sonuca erişmezler. Ne var olurlar, ne yok.. Ama hiç mutlu etmezler. Hep canım yanar. Hep..
   Severim, sevilirim. Hep hareketlerini yorumlayarak çıkarırım sevildiğimi. Hiç duymak nasip olmadı. Hiç gönül rahatlığıyla sevdiğimi söyleyemedim kimseye. Öyle içimdeki..
   Sevmiyorum.. İlgilenmiyorum.. Öyle mi fark etmemişim..
   Oysa kimseye aldırmadan izlemek istiyorum uzun uzun.. Her hareketini konuşmasını.. Gülüşünü görmek istiyorum. Kaçamak bakmalar yetmiyor.. Aynı şeyi tekrar tekrar başka insanlarla yaşamak. Hiç sıkılmadım. Her defasında inatla sonunun gelmesini bekliyorum. Hiç gelmedi.. Her defasında bu sefer olacak diyorum. Her defasında başladığım yerde bir başkasıyla buluyorum kendimi. Yine aynı yerde. Hiç sıkılmadım.. Sadece her defasında canım bir öncekinden daha çok yanıyor. Ve ben bir sonraki sefere daha büyük umutlarla başlıyorum. Daha bulamadım aradığımı.. Daha bitmedi. Bulduğumda hepsinin toplamı kadar seveceğim onu.. Hepsinin acısını unutacağım. Hepsinin acısını çıkaracağım ve kazanmış sayacağım kendimi. Hiç fal baktırmayacağım olurda kötü bir şey çıkarsa diye. Geleceği hiç bilmek istemeyeceğim..
   Biri var şu sıralar benimle ilgileniyor. Gerçekten yakışıklı biri. Bir daha ki seferi kiminle deneyeceğim belli oldu. Allah yardımcım olsun. Bu canımı çok yakmaz inşallah, şimdilik tek dileğim bu.. Cesaretli de bir şey. Benimle ilgilendiğini herkesin içinde belli edebiliyor. Bakışlarını gizlemiyor. İncinen duygularıma, gururuma çok iyi geliyor. Kendimi iyi hissettiriyor.
   Daha önceleri olsa korkardım ondan. Bu kadar çekincesiz adam iyi değildir, çapkındır kesin canımı yakar derdim. Anasının kuzusu dediklerim sanki hiç yakmadı. Meğer efendiliklerinden değil duygularına sahip çıkmaya cesaretleri olmayışındanmış bu halleri. Ben onlardan daha erkekmişim..
   Eğer bana yaklaşmaya cesaret eder, bu olayı bakışmada bırakmazsa ne olursa olsun ona bir şans vereceğim. Madem  her iki şekilde de canım yanacak korkak davranmanın bir anlamı yok.. Bari değdi diyebileyim..
   Bir kere de bana hiç benzemeyen biri için risk alayım üzüleyim ne fark eder. Belki de ihtimal vermediğim o insanla mutlu olurum.
   Hayat..

5 Ekim 2011 Çarşamba

Aynı onun gibi..

05 Ekim 2011 Carsamba
20:02



   En son yazımı 1 ay kadar önce yazmışım.. Aslında haftada bir yazmaya özen gösteriyordum ama son zamanlarda yazmak her aklıma geldiğinde “Amaan.. Sürekli yazmaya özen gösteriyorum da noluyor sanki.. Zaten gelen giden yok bir süre daha yazmasam kimse meraktan ölmez..” diyordum. Bu gün hazır internete girmişken bir uğrayayım dedim bloga, o da nesi !? Bi ton insan bakmış.. Birden ağlayasım geldi.. Aptal gibi siteme bakılmasına ağlamadım tabi ki.. Daha o kadar umutsuz vaka değilim.. Siteme bakan insanları görünce bir an her şeyin böyle ilerlediğini anladım… Bir şeyi her an ümitle beklediğinde, uyurken uyanıkken onu düşündüğünde, her saniye bir şeyler olsun diye dilekler dilediğinde hiçbir şey olmuyor. Ne zaman ki tırnakların yiyip bitirmekten, umutların bekleyip durmaktan tükeniyor o zaman günlerce, haftalarca belki de aylarca beklediğin şey oluveriyor. Ne zaman ki o beklediğin şey sende eski değerini, önemini kaybediyor o zaman dönüp sana geliyor.. Ne kadar acımasızca değil mi !? Her şey sanki üzmek ve üzülmek üzerine kurulmuş. Üzülüyorsun – üzüyorsun, üzüyorsun – üzülüyorsun böyle sürüp gidiyor.. Bu döngü insanı iyi ve mutlu olmaya değil öç almaya itiyor..
   Mesela aynı şey aylar önce olsaydı havalara uçar ve daha büyük bir hevesle sık sık blog yazmaya başlardım. Belki de her saniye biri bakmış mı diye kontrol etmekten kendimi almazdım. Ya da Minnoş 4 ay önce beni bu şekilde izliyor olsaydı kim bilir neler hissederdim. Ama belki de duygularıma aldığım karşılıkla aptalca hatalar yapardım.. Daha sonra pişman olacağım şeyler.. Yani belki de zamanı buydu. Bilemiyorum. Böyle düşününce zamanlaması doğru ve mantıklı geliyor ama o an o duyguları, heyecanı belki de hayal kırıklıklarının acısını yaşarken hiçbir şey mantıklı gelmiyor. Şuan canımın yanması dünyadaki en mantıklı ve doğru olan şey olsa dahi ben yanlışımla mutlu olmak istiyorum diyor insan.. Acısı geçtikten sonra olanlara hak vermenin hiçbir manası olmuyor. Çünkü gelecekte onaylanacak olan olayları yaşarken bunu bilmek insanın acısını hafifletmiyor..
   Ve şimdi O’nun hareketlerinde uzaktan izliyorum eski beni.. Nasıl göründüğüme bakıyorum.. İlgili, çaresiz ve hevesli.. Ona bakmamı istediği çok belli. Hala ilgilendiğimi görmek.. Garip tesadüfler, kasıtlı beklemeler yaratıyor aynı benim gibi.. Gururum okşanıyor.. Aynı onun gibi..

11 Eylül 2011 Pazar

Hep bir seyleri degistirebilecegime inanırdım..

11 Eylul 2011 Pazar
01:22



   Bazen yaşamımın hiç bir anlamı yokmuş gibi geliyor. O kadar çabamın.. Hayallerimin, gelecekte yapacaklarımın.. Hiçbirinin bir değeri yokmuş gibi geliyor. Çünkü ben ne yaparsam yapayım bir gün öleceğim ve bütün o hayata tutunma çabam boşa gidecek. Bir şeyler öğreneceğim, okuyacağım, belki iyi bir kariyer ve yuva sahibi olacağım ama ya sonra.. Ne için bu çabayı sarf ediyorum. O kadar şeyi öğreneceğim de ne olacak ? Bilgili, bilgisiz ölmeyecek miyim? İki şekilde de unutulmayacak mıyım? O zaman yaşamamın ne anlamı var ? Bir şeyleri değiştirmeye çalışmanın ne manası var.
   Herkesin hayatında kendince başarıları vardır. Ama bunu kim biliyor !? Ya da kendimizden başka kimin umurunda ? Mesela bir doktor.. Belki master belki doktora –doğru yazılışlarını googledan aratmakla uğraşamadım siz anlayın işte- yapmış. Hayatı çok büyük başarılarla geçmiş belki ama biz veya yakınlarımızdan biri hastalanana kadar onları kim biliyor, ya da ihtiyaç duymadığımız sürece doktor olmaları kimin umurunda ? Hatta tedavi bitip hastanenin kapısından dışarıya adım atar atmaz isimlerini bırakın neye benzediklerini bile unutuyoruz.. Belki şirin bir kafe açtık, çok güzel bizim için çok değerli değil mi bu gelişme.. Ama kafe sinek avlıyor neden ? Çünkü o kafe hiç kimse için bizim için olduğu kadar değerli değil ve ünlülerin takıldığı sosyetik bir mekan olmadığı sürece de yemeklerinizin / tatlılarınızın ne kadar lezzetli olduğu, ne kadar kaliteli malzemelerle yapıldığı kimsenin umurunda bile değil ! İşte bu benim hayatımı adayacağım tüm emeklerimin boşa gideceğine inanmamı sağlıyor. Sırf bu yüzden yolda önünden geçtiğim tüm dükkanlara borcum varmış gibi hissediyorum.. Hepsinin tabelalarına, vitrinlerine bakıyorum, yazılanları sıkılmadan okuyorum niye ? Sırf onlar birileri için değerli diye. Adres ezberlemekten –görsel zekaya sahip olduğum için- gezdiğim sokakların, mekanların adını bilmekten nefret eden ben sırf birileri için önemli diye dükkanların, kafelerin yerlerini, isimlerini aklımda tutmaya çalışıyorum.. –Evet bu takıntılı hareketi uzun süredir yapıyorum, binalardaki camları saymak gibi..-
   Ben iç mimar olmak istiyorum bunun için çalışıyorum da.. Ama gün gelecek ben ne kadar iyi işler ortaya koymuş olursam olayım başkaları benim yerimi alacak. Ve eğer ben şanslıysam bir elli yıl sonra tamamen silinmiş olacağım. Kimse beni anmayacak veya başarılarım bana hiçbir şey getirmeyecek. Hatta ben gittikten sonra .. Neyse.. İşte bu nankör döngü bütün yapmak istediklerimi gereksiz kılıyor.
   Geçen yıla kadar hep bir şeyleri değiştirebileceğime inanırdım. İnsanları bilinçlendirebileceğime ülkemin hayrına bir çok şeyi gerçekleştirebileceğime.. Ama sonra uğraşıpta hakkı olan takdiri göremeyen, benimle aynı şeyleri düşünen aynı amacı güden insanların sözlerine kulak tıkandığını gördükten sonra fikrim değişti. Ne manası var demeye başladım. Değmeyecek.. Öğrenmeye hevesliyim, öğrendiklerimi anlatmaya da .. Ama duymak istemeyen insanlara bir şey anlatamam. Anlatmak istemeyenlerden öğrenemem de.. Hep amacıma uygun bir meslek istemiştim “gazetecilik”.. Ama sonra yolsuzluğun, yanlış giden bir şeylerin olduğu, aslında seslerine en çok ihtiyaç duyulduğu zamanlar onların seslerinin kısıldığı, kalemlerinin kırıldığı, yollarının tıkandığını gördüm. Onlara yardım edenlerin, yol gösterenlerin, destekleyenlerin hayatlarının karartıldığını gördüm.. En kötüsü de halk için savaşanlara, vatanı için savaşanlara milletinin nankörlük ettiği, sırt çevirdiği, değerini bilmediğini gördüm.. Ömrünü anlamayanlara, dinlemeyenlere laf anlatmakla geçirmeye değer mi dedim ! Değmez..
   İşte o andan sonra “iç mimarlık” a heveslendim.. Gönlümde yatan hislerin ucundan bile geçmeyen bir mesleğe yöneldim. Amacım insanlara yön vermekti, eşyalara değil. Ama artık vazgeçemem. Yolun daha başında olsam da vazgeçemem. Yeteneğim var ama istediğim o değil.. Ama kimsenin ümitlerini yıkmaya da niyetim yok. Zaten istediğim şeyinde sonu yok. Belki pişman olurum, belki iyi ki yapmışım derim. Bilemiyorum.. Ama işte arada sırada gönlümde yatan aslan kükrer bende duygulanırım işte böyle..

26 Ağustos 2011 Cuma

Duamdaki kisinin o oldugunu nerden bilebilirdim ki !?

26 Agustos 2011 Cuma
03:46



   Kaç gündür üzerime ölü toprağı serpilmiş gibiyim.. Sabah 4 - 5 gibi yatıp öğlen 12 - 13 gibi kalkıyorum. Sırf sahura kalkmamak için sabaha kadar dikilip sonrada yiyip yatıyorum yani.. Bu tembelliğim bi gün beni öldürecek ama ne zaman !?..
   İnsan sabah uyanınca dinç oluyor ama öğlen uyanınca bir tuhaf oluyor ya.. Sanki biri sizi sabaha kadar evire çevire pataklamış gibi hissediyorsunuz ve "Amaan günde bitti zaten oturup tv de zampik yapayım bare.." triplerine giriyorsunuz. Hemde günün bitmesine o kadar vakit varken. Yani aslında psikolojikmen ölü doğan bir gün oluyor sizin için..Bak mesela saat 3 - 4 arası bloglayınca da böyle ergen felsefesine bağlıyorsunuz işte.. 
   Neyse günün yarısını yarasalar gibi ayakta dikilip, diğer yarısını da zıbarana kadar uyuyarak geçirdikten sonra kalkıp napıyorum dersiniz !? Bilgisayarın -namı değer laptopun- başına geçip oyun oynuyorum.. Bu aralarda buna sardım. Hatta bi online oyunu indirmek için iki günüm gitti diyebilirim. Sonrada laptop kasınca hüsrana uğramam da cabası oldu yani.. Daha önce dalga geçtiğim online oyunlara psikopat bir şekilde sardım.. Ama gördüm ki hepsi dandik para yemek için kurulmuş kaz yolma makineleri.. Neyse şimdi ondan da vazgeçtim şükür ama içimi kaybettiğim vakitler kemiriyor işte..
   Geçen gün kursa bu yıl sınava girenlerden biri geldi annesiyle.. İstediği bölümü istediği üniversitede kazanmış. Duygulandım aslında.. Kendimi öyle hayal etmeye çalıştım ne kadar da güzeldi.. Ama sonra düşününce onu hak edecek kadar çalışmadığını hatırlıyor insan.. Hele bu aralar bana bir şey oldu hevesim kaçtı birden. Çizimin başına oturmak için kendimi zorluyorum resmen. Hadi oturdum diyelim bu seferde ay bunu yapamıycam, yok şunu çizemiycem.. Tabi sonra yapıyorum ama böyle olunca haftada iki çizim anca yapıyorum.. Artık kitap okumayı da kestim.. Eskiden zevk alarak yaptığım bana stres attıran ve hala da devam ettiğim tek şey şizofren gibi sabahtan akşama kadar müzik dinlemek.. Başım ağrıyor artık.. Puanlarımı düşürmemek için bir yandan ÖSS ye de -yeni adı YGS - LYS falan filan- çalışmaya başlamıştım ama onu da kestim bir süredir.. (Aslına bakarsan başlayalı da çok olmamıştı..) Anlayacağınız moralim çok bozuk.. Kıçımı kaldırmamamın stresini yapıyorum. Yüzüm sivilce döktü (tabi buna Nutella da çok yardımcı oluyor..) 
   Yakında okullar da açılıyor pöff!.. Hele bi de bizim okulu da taşımışlar Allah'ın Brüksel'ine.. İşim gücüm yok bi de onun yolunu bulucam. Sanki az yolum vardı iki dere tepe daha eklediler tam oldu.. 
   Bu gün bi bloguma bakayım dedim iki kişi bakmış, eh dedim ne zamandır da yazmıyorum bi selamlaşalım beni izlemeyenlerle (: Yoksa üşenmekten buraya da yazacağım yoktu.. Çiziktireç'i de açtım öyle duruyor yarın belki onu da bir güncellerim.. İnsanlar çizilenlere yazılanlardan daha meraklı.. Malum çizginin dili her memlekette aynı (:
   Ha unutmadan aşk meşk nasıl !? derseniz.. Vahim diyebilirim.. Uzun zaman sonra gerçekten yüreğimi hoplatan biriyle karşılaştım.. Hemde karşılıklıydı galiba. Ama daha onu size anlatamadan yollar ayrıldı. Üzüldüm gerçekten.. Bir şey olduğu için değil, sadece iki kere göz göze geldik ve hani filmlerde olur ya her şey birden yavaşlar, ağır çekimde gerçekleşir ve göz temasını bir türlü kesemezsiniz vesaire.. vesaire.. İlk defa böyle hissettim, ilk defa biriyle karşılıklı bu kadar güçlü bir çekim hissettim.. Hani bir yazımda "biri gelsin ve bana hepsini unuttursun.. sadece o olsun.. söz veriyorum bir tek onu seveceğim.." gibi bir şeyler söylemiştim.. Bu o kişi olabilirdi. O günün son karşılaşmamız olduğunu bilseydim belki daha cesaretli davranırdım.. Bilmiyorum.. Hiç tanımadığım biri için.. Onu tanıyamadığım için üzülüyorum.. Duamdaki kişinin o olduğunu nerden bilebilirdim ki.. Belki de tekrar karşılaşırız.. Öyle işte..


3 Ağustos 2011 Çarşamba

Eve dönüs..

03 Agustos 2011 Carsamba
16:09



   Geçen Pazar hastalığımı bir kenara atıp çizim kursuma gittim. Hastalanmadan önce yaptığım ama bir türlü gösteremediğim el çizimlerimi de alarak.. Hep kılı kılına yetiştiğim, hatta önüne atlayıp yollardan çevirdiğim sabah 9 otobüsünü bu sefer yarım saat önce gelerek beklemeye başladım. Öyle özlemişim ki sabah yola çıkmayı.. O ıssız sessiz yolar, o kuş cıvıltıları, o daha egzoz kirletmediği hava .. Sanırsınız sahil kenarında yaşıyorum o derece keyif verir bana.. Sonra bekliyorum durakta otobüsümü, etrafta umarsızca metroya koşturan insanları izliyorum… Geçip giden onlarca insanı izlerken ben, birden otobüsüm geliyor. Bir saatlik yolculuğum başlar başlamaz takıyorum kulaklıklarımı ve vakit nasıl geçiyor anlamıyorum. Atölyeden içeri adım atar atmaz hocamın neşeli “ Hoş geldin “ i karşılıyor beni. İçeri geçip bir hevesle çantamdan çizimlerimi çıkarıyorum. Yanımda yeni yetme bir çocuk var ya da elips falan çizdiği için bana öyle geldi bilemiyorum. Yakışıklı olmadığı için ilgimi çekmiyor çünkü – çok şeytanım -… Geçmiş olsun faslından sonra çizimlerimi gösterme fırsatı buluyorum. Artistik açısı çok güzel, şu parmak uzun olmuş biraz evet dedikten sonra yapmam gereken çizimleri elime tutuşturup gidiyor. İşte o an bende film kopuyor..
   Normalde benim gibi bir aylıkların el – ayak çizmesi normal bir şey olmadığı için bu ilgisizliğine bir anlam veremiyorum. Hak ettiği şeyin iki dındırık yorum olmadığını düşünüp hiçbir şey söylemeden yerime oturuyorum.
   Yanlış anlaşılmasın övgü değil eleştiri bekliyordum. Eve gidip eleştirilere göre daha iyilerini çizmek için… Ama hevesim kursağımda kalıyor ve el – ayak çizimlerim arşivdeki diğerlerinin yanında yerini alıyor.. – derrmişimm .. hiç pes eder miyim ! -… Normalde böyle davranan bir insan olmadığını bildiğim için daha atölyede yeni çizimlere başlamadan ona kızmaktan vazgeçmiş “Acaba neyi var ? “ diye düşünmeye başlamıştım bile..
   Eve geldiğimde hemen aklıma gelen yeni bir çizime başladım ve çizimime çalıştığım el figürlerinden birini de dahil etmeyi ihmal etmedim.. Neredeyse bu güne kadar en çok sevdiğim çizimim olduğunu söyleyebilirim.. Daha bitmedi ama bitirir bitirmez Çiziktireç te yayınlayacağım..
   Hepinizi kocaman öpüyorum…

Not : Oops ! Tanıştığım tatlı çocuktan bahsetmeyi unutmuşum diğer yazıma artık ((:

Tüm maskelerimi yalanlarımı bir kenara atıp yazıyorum

03 Agustos 2011 Carsamba
15:08



   Korkunç bir itiraf name ile başlayan bu defter artık benim için altın değerinde. Neden mi ? İki nedeni var; birincisi tahmin edersiniz ki birinin – özelliklede evden birinin – yazdıklarımı okumasını hiç mi hiç istemediğim için sürekli saklama kaygısı, ikincisiyse gerçekten dürüstçe yazdığım ikinci yer – birincisi blogum – olduğu için.. Eh anladığınız üzere blogumda yayınlamadan önce buraya – yani gizli defterime – yazıyorum – tatlıgözlerinikırpansmiley-..
   Bazen saklama hissi blogum için de oluşuyor. “ Ya tanıdık bir okursa “ korkusu.. Kendimi bulduğum ama beni yeterince özgür bırakmayan bir nick kullandığım için birinin beni bulması olasılığı çok çok yüksek. (|MıRTıL|) ailemin bildiği ve beni barındıran kullanmaya bayıldığım tek nick. Öyle bir hale geldi ki artık normal hayatta da lakabım oldu. Google amcaya aratır aratmaz hemen en başlarda bu sayfa çıkıyor. – Ve evet ablam nickleri Google’da aratmak gibi bir manyaklık yapar -.
   Aslında okunmanın yanında blogumu kaybederim diye de korkuyorum. Çünkü burası benim, ben gibi olabildiğim ender yerlerden. Tüm maskelerimi yalanlarımı bir kenara atıp yazıyorum tüm gerçek duygularımı.
   Bu kadar kendim olduğum bir yerde sırf gizlenmiş olmak için beni yansıtmayan sahte bir nick kullanmak.. Bu evimdeymiş hissini alır götürür diye korkuyorum. Ama bir gün ortadan kaybolduğumda anlayın ki bu kız yakalandı. Ve bir gün başka bir yerde, başka birileriyle – kesinlikle başka birileriyle - , başka bir blogda bloglamaya devam edecek..

28 Temmuz 2011 Perşembe

Bu da bana ders oldu..

28 Temmuz 2011 Persembe
15:02



   Tam bir haftadır hastayım.. Bir hafta önce bu günün akşamı yüzüme "Sis leke kremi" adlı bir cenabet sürdüm ve ertesi gün ucubeye dönüştüm. Yüzüm önce kaynar su döküp haşlamışsın gibi kızardı sonrada patlayacakmış gibi şişti. Hele dudaklarım aman tanrım.. Balık gibi oldum yiyemedim, içemedim, konuşamadım.. Bana bu kremi satan hıyarı arayınca da bekleyin biraz şunu şunu sürün geçecek falan dedi ama yok ben şiştikçe şişiyorum en son gözüm de şişmeye başlayınca apar topar acile gittik. Bize biraz daha geç kalsaymışız ödemlerin boğazıma ineceğini ve boğulmama sebep olacağını söyledikleri anda bizimkilerin kan beynine sıçradı iyice… Sadece yüzüm değil tüm vücudum ödem tutmuş meğer, bir türlü damarı bulamadılar delik deşik oldum. En son bir sürü iğne ilaç yazılmış ve iki serum yemiş bir şekilde eve döndüm.
   O kadar berbat olmuştum ki aynalara küstüm bakmak bile istemiyordum, her kendimi gördüğümde ağlıyordum. İki tane belli belirsiz leke için ne hale gelmiştim.. Daha sonraları sabah akşam iğne yemek için o şiş suratımla hastanenin yolunu tuttum. Yüzümde pis beyaz yağ bezeciği gibi şeyler çıkmıştı ve dışarı çıkmak istemiyordum. İki gün içerisinde verdikleri kremler ve temizleyici sularla yüzümdeki o beyazlıklar gitmişti, şişim de 3 gün içerisinde inmişti. Muayeneye gittiğimizde doktorda çok hızlı iyileştiğimi söyledi. Tabi hala yüzümde kahverengi bir maske var (: onlarda yakında gidecek diye düşünüyorum doktor öyle dedi…
   O bana kremi satan hıyarı da sorarsanız benim tedavi sürecimde ailem yakasına iyice bir yapıştı. Sonuç adamın ismi cismi yalanmış… Benim muhitimden iki kişiyi daha böyle mağdur etmiş –birinin durumu daha ağır- onlarda dava açmışlar ama sonucu ne olmuş bilmiyorum.. Telefonda onu dava edeceğimizi söyleyince de hiçbir şey ispat edemezsiniz demişti zaten. Daha önce başına gelmiş tecrübeli herif tabi..
   Neyse sonuç olarak şimdi iyiyim tek üzüntüm kursumu aksatmış olmam geceleri –uyuyabildiğim geceler- kabusum oluyor. Bir iki dersi aksatınca kazanamayacakmışım gibi geliyor o kadar seviyorum… İşin kötüsü uyurken ilacı her yerime bulaştırmışım bu yüzden ellerimde yaralı, yüzüm ne kadar iyileşmiş olsa da ellerim iyileşmeden çalışamıyorum L….
   Ne yapalım olacağı varmış.. Bu da bana ders oldu..

12 Temmuz 2011 Salı

İtiraf ediyorum.. Belki de yalan söylüyorum kimbilir ?!..

 


   Yalandan bütün defter, ajanda ,not defterlerinin ilk sayfalarına aileme bençalışkanbirçocuğum imajı çizmek için yaptığım -güya- özet çalışmamı yırtıp; haftalardır devam ettiğim diyetimi şuanda hiç umursamadan açıp yemekte olduğum "Benimo" pakediyle çöpe atarak itiraf yazıma başlamamla bunu yapamayacağımı anlamam arasından üç saniye geçiyor... 
   Okuduğum bir kitap sonrası bende geçmişimle yüzleşip kimseye anlatmadığım şeyleri itiraf ederek rahatlayabileceğimi düşündüm. Ve anladım ki yapayalnızken kendime dahi dürüst olamıyorum. Gerçekleri söyleyince göreceğim muamelenin ne olduğunu bilmenin korkusu kendime bile dürüst olmamı engelliyor, iç sesimle bile yalan konuşuyorum. En iyisi en basitinden başlamak...
   Şuanda anlatacağım olayların baş kahramanı yanımda sere serpe uzanıyor -ablam yanlış şeyler düşünmeyin .D - olmasının verdiği psikolojik baskı sebebiyle bu yaz günlerini fırsat bilip balkona bir iskemle atarak kendimi bu baskıdan kurtarıyorum. Neyse...
   Yine bir yaz günü lise 1. sınıftayım 14 yada 15 yaşlarında olmam lazım. Neyse uzun uzadıya anlatamayacağım çünkü bunu birinin okuyacağı endişesiyle vazgeçmem an meselesi.. Lise 1 de arkadaşımın tatil yerinde tanıştığı çocukla onun sayesinde sevgili olduk. Her şey çok güzel gidiyordu ve benim günlük tutma huyum yüzünden her şey mahvoldu. Dur bir dakika olayları karıştırdım. Bu ilk sevgilimde olan olaydı. En iyisi ben bunları alt alta sıralayayım yoksa böyle sonu gelmeyecek..

1- Orta sonda ilk sevgilimle çıktım adı Onurhan'dı (İsimleri değiştiriyorum) ve günlüğümün okunması sonucu yakalandım ortalık karıştı ama ben bir şekilde can havliyle olaydan sıyrılmayı başardım. Tabi sonra ayrıldık..

2- İkinci sevgilim lise 1 de oldu ve telefon konuşmasında telefonun sesinin yüksek oluşu ve talihsiz bir şekilde telefondaki şahsın bana "Aşkım" demesi ve bunun sessiz olan odada yankılanması sonucu yine ablama yakalanmam ve o yazın bana zehir edilmesi ( telefonumun alınması, dışarı çıkamama, bilgisayara giremem gibi...)

3- Sonuç olarak artık kimseyle çıkmaya cesaret edemiyorum, telefonu neredeyse hiç kullanmıyorum ve asla günlük tutmuyorum..

   Sevgilimin olmaması olmasını istemediğimden veya korktuğumdan değil. Sayelerinde kural tanımaz birine dönüştüm onlar ne kadar sineceğimi düşünmüş olsalar da ters tepti... Bu olaylardan sonra sevgili olmayı denedim ama yapamıyorum. Sürekli bir ilişkiyi devam ettiremiyorum. Ailemden gördüğüm tavrın etkisi bu konuda çıkıyor demek ki. Bir yerde birinde uzun süre kalamıyorum. Ve bana yaklaşmalarına da izin vermiyorum, kötü, ilgisiz davrandığım halde yine de ilişkiyi bitiren ben oluyorum ve bu vicdan azabı oluyor - bir gün bir yerden acısı çıkacak diye korkuyorum (: -. Dolayısıyla böyle olacağına hiç olmasın daha iyi dedim ve ilişkilerden elimi eteğimi çektim.
   İkinci bir etkisi de düzenli günlük tutamıyorum ve tuttuğum zamanlardaysa birileri okuduğunda onların duymak isteyeceği şeyleri yazıyorum. Yani doyasıya içimi dökemiyorum. Ablamdan yediğim çifte kazıktan sonra ne aileme ne de arkadaşlarıma gerçekten ne düşündüğümü, ne hissettiğimi söyleyemez oldum. Böyle olunca dolup dolup patlamamak için bu blogu açtım. Ama yazma sıklığıma bakınca günlüğümün uğradığı bozgunun tesirinin bloguma da yansıdığını düşünüyorum... Tabi bir de okunma, takipçi sayısına bakınca kendim yazıp kendim okuduğum gerçeği ortaya çıkıyor. Ee kim birinin sorunlarını okumak ister ki.. Herkesin kendince bir derdi var sonuçta. Tüh blogun görünümü için de o kadar uğraşmıştım neyse.. Aslında benimde işime geliyor. Ne kadar az okuyucu o kadar az şahit...
   Yine yattığı yerden kalkmış gelmiş gulyabani, ne yaptığım konusunda işkillenmeden şu itiraf olayını kapatayım mazallah bunu da okur mokur birde bununla uğraşmayayım.. Öptüm nanaktan...

18 Haziran 2011 Cumartesi

Özgür olmak..

18 Haziran 2011 Cuma
09:31



   Arkamdan dolaplar çevrilmesinden hep nefret etmişimdir. Hele de dolapları çeviren ailemden insanlarsa ! Kendi hayatlarıyla ilgilenmeyip benim hayatımla uğraşıyorlar, kendi hatalarını görmeyip bana olmayacak hatalar biçiyorlar. Size de hiç böyle olmuyor mu ? Birilerinin kendinin ne olduğuna bakmadan size akıl verip, olmadık şeylerle hayatınızı boğmaya çalıştığı olmuyor mu? Bu tavırlardan nefret ediyorum. Bu tür insanların mutsuz insanlar olduğunu ve kendi mutsuzluklarını sizin hayatınıza bulaştırmak istediğini daha da kötüsü kendi hatalarının hırsını sizden çıkardığı, bedelini size ödettiğini düşünürüm hep. Niye böyledir !? İnsanlar kendi ego kırıkları yüzünden niye başkasının hayatını boğmaya çalışır. Niye yalnızca kendisi kadar özgür olmanızı ister ? Bu çok yanlış ve acımasızca. İnsanlar özgür olmalı, gelecekte onlara pişmanlıklar biriktirtmemelisiniz. Hele ki ailesiyseniz çocuğunuzun / kardeşinizin / abla veya abinizin sizin kısıtlamalarınız, hayatına müdahaleleriniz yüzünden gelecekte pişman olmasını, şuan bunalıp boğulmasını ister miydiniz ?
   Ben istemezdim… 

27 Mayıs 2011 Cuma

Hayallerim gerçek oldu sonunda !!

27 Mayis 2011 Cuma
20:10





   Hayallerim gerçek oldu..
   Evet sonunda o kahrolası dershaneden ayrıldım ve bir güzel sanatlar fakültesi yetenek sınavlarına hazırlık kursuna yazıldım.. Sonunda !! Çoook sevinçliyim uçuyorum adeta – her şeye rağmen - .. Her şeye rağmen diyorum çünki; kursu bulmak için kendimi paraladım, kursu kabul ettirmek için kendimi paraladım, kurs yeri için kendimi paraladım, ve şimdi de getirip götürme derdi için kendimi paralıyorum !! AMAN ALLAHIM !! .. Çıldırıcam..
   Şimdi en baştan kısaca bir özetleyeyim. Ben önceleri dershaneye yazılmış olan ama derslere katiyen katılmayan sıradan, tipik bir öğrenciydim. Sonra bir gün – her zamanki gibi – internette dolaşırken bu güzel sanatlar fakültelerinin sınavlarına öğrenci hazırlayan kursların olduğunu gördüm. Sonra bunu anneme anlattım ve annem saniyesinde kabul etti – canımm -.. Sonra bir gün – yine dershaneye gitmediğim günlerden biri – ben yatağımda yayvan yayvan yatarken annem “Madem gitmiyorsun seni dershaneden alacağım !!” diye bir blöf attı ortaya ve beynimde birden ampuller yanmaya başladı. Zaten hem dershane hem kurs çok zordu – hem maddi hem manevi -  dershaneyeyse uğramıyordum bile.. Hemen “Tamam al beni dershaneden !” dedim. Önce şaka yaptığımı sandı ama üsteleyince tamam dedi. Tabi dershane bizi bir ay kadar oyaladı. Bizde zaten bu kurs işini düşünmeye başladığımızda nisan filan olduğu için yetenek sınavı hazırlık kursu kayıt zamanını kaçırmayız diye çok acele etmedik. Daha sonra benim annemi zorlamamla allem ettik kalem ettik kaydımı sildirmeye ikna ettik dershaneyi – yarın gelecek yıl için ödediğimiz paraları geri vermekle birlikte kaydımı da silecekler. -. Tabi ben bu arada kararlaştırdığımız kursa beni yazdırmaya gitmek için sürekli anneme diretiyorum ve o da sağolsun hep bir hafta sonra bir hafta sonra deyip hatta kapıdan bile dönerekten beni ekiyordu. Ne kavgalar ettik sırf bu yüzden. Ama sonunda dün gittik ve beni kursa yazdırdık aslında bende bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Bilgi, belge falan isterler diye düşünmüştüm.
   Gelelim yolu bulma maceramıza. Kurs taksimdeydi ve aslında yolu çokta kolaydı. Ama biz esnafın aklına uyunca taksimi karış karış dolaşmak zorunda kaldık ve en sonunda – benim kursu aramam neticesinde – bulduk. Ev gibi bir yerdi ve bizi karşılayan hoca çok samimi ve sıcakkanlı biriydi. Bana birkaç soru sordu yetenekli miyim, eğitim aldım mı, okulda böyle bir ders gördüm mü, ders notum kaçtı falan – bu hocanın okulların eğitim sisteminden pek haberi yok galiba resim, beden dersine hiçbir zaman branş hocaları girmez ve bu dersler her zaman beştir.- . Sonra bir öğrenciye bana atölyeyi gezdirmesini söyledi. Yapılan resimleri gördüm gözüm korkmadı açıkçası ama döndüğümde ben çok yetenekliyim, amanda ne çizimler yaparım, hop diye kaparım, sineği gözünden vururum falan gibi full gazla çalışan sözler sarf etmediğime şükrettim. Sadece ilgim var beni sıfır kabul edin demiştim.
   Neyse bizimle konuşan beyefendi ne bulursa bahane edip indirim yapmaya başladı. “ Nerde oturuyorsun ? Hmm şu kadar indirim.. Okulun ? Hmm bu kadar da indirim” anneme dönüyor “ Ne iş yapıyorsunuz? Öğretmen oooo niye baştan söylemiyorsunuz ki yani oldu mu şimdi şu kadar indirelim. Eşiniz ne iş yapıyor ? O da mı öğretmen oh oh ne güzel şu kadar daha hımm ne etti.. “ lavabo ne tarafta desem kurs bedavaya gelecekti o yüzden sustum tuttum kendimi eve kadar ..
   Saatleri filan konuştuktan sonra döndü “Tamam bu hafta sonu başlayabilirsin” dedi. Ben bir panik oldum elim ayağım kesildi. O bir yandan malzemeleri yazıyor bende bir yandan idrak etmeye çalışıyorum. “Bu hafta mı ?” , “Evet bu hafta..” ; “Hemen bu bu hafta yani, bu hafta sonu..” ; “Evet, neden bir sorun mu var hafta içi mi istiyorsun ?” ; “Yok yok hayır iyi böyle sordum sadece hihi”.. Böyle dumur bir konuşma geçti aramızda. Ve ben hala tarihin bu kadar erken olmasının şoku içerisindeyim. Yetenek sınavları haziranda olduğu için kurs başlangıcı da haziranda filan olur diye düşünmüş, o zamana kadar kendimi ayarlarım demiştim. Şimdi panik içindeyim.
   Tabi birde babamın bu hafta sen götür diğer haftalar ben götürürüm paranoyası var. Çıldırdım resmen. Neyse ben onu hallederim. Kursu kabul ettirmenin yanında o devede kulak kalır. 

17 Mayıs 2011 Salı

Hiç ders almıyorum..

17 Mayis 2011 Sali
19:51



   Haftalar geçti benim Yetenek Sınavları Hazırlık Kursu konusunda tık yok..
   Yapalım, edelim hot höt dedik, herkesi ikna ettik – babam dahil o derece yani B-)) – ama kaldı öyle.. Salak dershane yakamı bırakmıyorki kurs işi olsun. Ne zaman anneme hadi gidelim artık desem “Şu dershane işi bi hallolsun gideriz..” diyip duruyor off !.. Hayır zaten geç kaldım – lise 1 den beri hazırlananlar varmış ayy =/ - hazırlanan hazırlanmış bi de uzattıkça uzatıyor arayı..
   Hayatım boyunca hep bir yerlere geç kaldım. Okula geç kaldım, dershaneye geç kaldım, buluşmalara geç kaldım, eğlenmeye geç kaldım, karar vermede geç kaldım vs.. vs.. Bunlardan beni en çok etkileyende hep karar vermekte geç kalmam. Mesela bu kurs işi geç kaldığım başka bir karar konusu. OKS’ye girdiğimde – şimdi SBS mi ne diyorlar – Güzel Sanatlar Liselerinin olduğunu tercih yaptıktan sonra öğrendim. 2. – 3. tercihlerde yaptığın listeyi değiştiremediğin için bu bana kapak oldu. Eh o zamanlar bilen yok, yol gösteren yok kaçırdım bende fırsatı. Çok dövündüm tabi sonra bu para avcısı aptal dershanelerden medet umduğum için. Adamlar parasını alıyor gerisi yok umurlarında değil. Evde kendi çabalarımla yaptım bi liste çıktım rehberlik hocama belki bi fikir falan verir diye “ Olmuş olmuş doğru yapmışsın ekliycek bişey yok “ dedi salak kadın yolladı beni. Madem ben bu kadar doğru biliyorum maaşınıda bana bağlasınlar o zaman senin işin ne !! 13 – 14 yaşındaki çocukla düşünme kapasiten aynıysa o koltukta ne oturuyorsun ki !! Neyse işte benimde akıl beş karış havada tabi umrumda mı olmuş olmamış verdim hemen listeyi yattım sırtımın üstüne – tabi daha sonra bunları öğrenince sırtımı koyduğum yataklar iğneli fıçı oldu çıktı bana -. Dövündüm durdum sonraları ama son pişmanlık fayda etmedi tabi ..
   Ben şimdi bunu niye anlattım şu yüzden.. Eh benim akıllı kızım yani madem bir kere başına gelmiş burnunun üstüne çakılmışsın şimdi niye en başından düşünüpte önlemini almadım dimi. İşte akıl yani.. Normalde benimde her aklı başında insanın yapması gerektiği gibi lisem istediğim gibi olmadı bari üniversitem olsun diye düşünerek taaa lise 1. sınıftan bu yetenek sınavlarına hazırlanmam lazımdı. Ama ben ne yaptım orta okulda yaptığım salaklığın aynını yapıp lise 1 den itibaren o para tuzağı dershanelere – hem de gitmediğim halde  - para yatırdım – yatırttım -.
   Gerçekten hiç ders almıyorum.. Şaka gibiyim..

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Kör ölür badem gözlü kel ölür sırma saçlı olur

16 Mayis 2011 Pazartesi
17:29



   Ah hayat ah..
   Kırk yıl etrafımızda dolaşsa görmeyeceğimiz insanları biri gördüğü zaman görmek veya hep gözümüzün önünde olduğu halde tavlayamadığımız – ya da beğendiğimiz ama etkilemek için bir adım atmadığımız – insanları bir anda gelen başka birinin saniyede alıp götürmesi ne tuhaf şey.. İnsan görmediyse “ Nasıl daha önce farkına varmadım !?..” , eğer beğeniyorsa da “ Madem bu kadar kolaydı neden daha önce ben denemedim !?..” triplerine giriyor.. Bu da kaderin cilvesi denen şey herhalde..

Not : Kor olur badem gozlu kel olur sirma sacli olur
  
DipNot : Aslinda anlatmak istedigim bundan ibaret daha fazlasi yok..

DipDipNot : Ilk defa konuyu kisacik bir sekilde ozetledim ve bu beni dehsete dusurdu ..

VadininDerinliklerindenGelenNot : Suan uzatma geregi hissediyorum..

10 Mayıs 2011 Salı

Bugün benim doğum günümm..

09 Mayis 2011 Pazartesi
23:23

   Ne yazayım ne yazayım dedim aklıma bu gün doğum günüm olduğu geldi..
   Yalan ! Aslında aklımdan hiç çıkmadı.. Doğum günümü faceden öğrenip yalakalık yapanlarda çıkmasına izin vermedi zaten. Face doğum günü hatırlatma çıktı mertlik bozuldu arkadaş.. Eskiden doğum gününü kimin hatırladığı önemli olur, bu vesileyle dost/düşman ayrımı yapardık. Şimdi otur da kim faceden öğrendi kim gerçekten hatırladı düşün. Çok gerici bişey aslında. Belli başlı kişiler vardır tabi kesin hatırlayacağından emin olduğun ama hani eskiden “Acaba hatırlıycak mı ?” heyecanı olurdu ya da hiç beklemediğin biri hatırladığında bir anda duygulanır onu potansiyel kanka – erkekse hihihi (((: - veya daha önce anlaşamadığın biriyse hemen tüm husumeti – bir günlüğüne de olsa (: - unutma gibi etkileri olurdu.. Şimdi “Amaan kesin bu da faceden öğrendi pis yalaka..” oluyor. Hem eskiden hediye almadan doğum günü kutlamaya utanırdık. Hani “Almasanız da olur hatırlamanız yeter ..” deyimi vardır ya o zaman doğruydu çünkü hatırlamak marifetti ama şimdi “Almadıysan gelme denyo !” diyesi geliyor insanın. Hem doğum günümü internetten öğren hem de elaleme bedavaya “ Ben kibarım”  imajı çiz yemezler.. Neyse doğum günü hatırlamanın da bir önemi kalmadı yani..
   Birde bu “Hatırlamanın” sözü beni çok geriyor “hatırlamak”.. Bir keresinde bunun yerine “Katırlamak” yazmıştım o günden beri her “hatırlamak” yazdığımda on kere okurum acaba “katırlamak” mı yazdım diye.. Kelimeleri yanlış yazdığında utanan tiplerdenim işin özü ((: ve hepte en olmayacak yerlerde yanlış yazar/söylerim.. Gülerek geçiştiririm ama koyar yani .. Aslında kimsenin kelimeleri benim kadar önemsediğini sanmıyorum ama yinede bu takıntımı yenemiyorum. Neyse yine lafı uzattım herkese yalakasız doğum günleri diliyorumm..

Not:Evet doğum günümün reklamını yapıyorum.. yapıyorum .. yaptımm..
♪♫♪♫ ♥ ♪♫♪♫
DipDipnot: Saate de dikkat yanliz biri beni dusunuyo..

3 Mayıs 2011 Salı

Aşksızlık sultanlıktır..

03 Mayis 2011 Sali
00:54

   Kaç gündür yazacak hiçbir şey bulamıyorum.
   Anlattığım benim hayatım olduğu için durum biraz tuhaf oluyor. Yani anlatacağım değişik fikirler komik çılgın konular filan olsa aklıma fikir gelmese anlıycam ama bu benim hayatım ve kafam bomboş .. Bu aralar dikkate değer hiçbir şey olmamasından değil hiçbir şeyi dikkate almamamdan kaynaklanıyor bu durum. Leyla gibiyim. Bir hafta önce olsa deli gibi sevineceğim gelişmeler oluyor ama benim hiç umrumda değil. Şuanda anlatmak için bile kendimi zorluyorum o derece. Nasıl böyle salla domat moduna girdim bilmiyorum. Hem fenada olmadı açıkçası. Yani şimdilik her şey tıkırında gidiyor. Ve ben uzun zaman sonra ilk defa gerçekten mutlu bir yazı yazıyorum. Blogumu dert yanmak için açmıştım (: Ama durumlar düzeldikçe blogumun bencil havasını bir kenara atıp kendimden başka konulara da yönelebilirim. Hem tekdüzelikten de kurtulmuş olurum.
   Ama daha o günlere çok var o yüzden şimdi kısaca olanları bir özetliyeyim (: Ozan  garip tavırlar içerisinde – her zamanki gibi - . Bazen oturup hayaller kurardım hani şöyle karşılaşsak sonra böyle olsa falan filan gibi.. Şimdiyse tam o hayal ettiklerim oluyor. Daha önce karşılaşmak için ben kendimi zorlardım ve karşılaşmalarımız hep benim çabalarımla olurdu ((: Şimdiyse hiç öyle bir derdim yok – dedim ya salla domat havasındayım – hatta karşılaşmamızı imkansız kılacak şeyler yapıyorum ama film karelerinden fırlamış anlar yaşıyorum.. Bu sadece onun için değil çevremdeki diğer erkekler içinde geçerli. Olmadık anlarda olmadık şeyler oluyor. Anlatamıyorum çünkü pek anlatılabilecek bir şey değil yani atmosfer farklı anlamak için yaşamak gerek .. Bilmiyorum işte tuhaf .. Kısa bir zaman öncesine kadar yalnız başıma Ozan’ı düşünüyorken şimdi etrafım erkek kaynıyor..
   Ama onu boşvermemin sebebi etrafımın sevgili potansiyelli erkeklerle dolması değil çünkü hiçbiri umrumda değil. Hep ordalardı ama ben Ozan’ı sevdiğim için görmüyordum. Zaman geçtikçe ona olan ilgim azaldı ve etrafıma bakmayı akıl ettim o kadar. Yani Casper gibi birden hortlamadılar karşımda ..
   Neyse işte günler böyle Leyla Leyla geçiyor.. Şikayetçide sayılmam aslında.. Ne kadar Leyla da olsam içimi acıtan bir Mecnun’un olmaması güzel.. Mutluyum ..

Not: Asksızlık sultanlıktır ..

30 Nisan 2011 Cumartesi

Bir amacım var artık..

30 Nisan 2011 Persembe
18:35

   Bugün dershaneden ayrıldım..
   Daha doğrusu konuşması için annemi gönderdim ve onlarda her müşteri kaybetmek istemeyen dershane gibi birde Mırtıl’la konuşsaydık dediler.. Mecburen gidicem. Ablam yapma, etme dedi ama ben doğru bir karar aldığımı düşünüyorum. Sonucunda neredeyse hiç gitmiyordum boşuna para ödüyorlardı. Ama onların şuanda tek düşündüğü çalıştığımda – şayet ki çalışırsam - , yardım istediğimde benim için zor olacak olması. Tabi bir de gelecek yıl son sınıf olacak olmamda olumsuz düşünmelerine sebep oluyor. “düşünmelerine” dedim ama sadece ablam öyle düşünüyor – babama daha söylemedim – annem benimle hemfikir zaten o teklif etti önce.
   Seni ordan alayım yetenek sınavları için hazırlık kursuna yazdırayım dedi eh bana da mantıklı geldi.. Kabul ettim. Annemde bu cevabı beklemiyormuş ki bir an şaşırdı gerçekten mi dedi ciddi misin !? Ciddiyim diyince biz annemle plan yapmaya başladık. Ablam tabi her zamanki gibi işime taş koymaya çalıştı ama biz annemle bu kurs işini günler öncesinden konuşmuştuk bizim için yeni olan sadece dershaneyi bırakmamdı o yüzden etki etmedi. Bu girdi yeteneksizliğimden çıktı kazanamayacağımdan bozdu moralimi. Biraz ağırıma gitti açıkçası ama düşünmeme sebep oldu. Şimdi daha çok istiyorum, kazanacağıma daha çok inanıyorum.
   Bütün gün dönem ödeviyle uğraştım başım nasıl ağrıyor anlatamam. Annemde dershaneden gelirken çilek almış mis gibi kokusu burnuma geliyor… Bir de çanta almış bana – zaten o bana bişeyler almasa benim alışveriş yapacağım yok – bayıldım çok güzel bir şeydi.
  Neyse işte öyle .. Artık dönüşü yok en kısa zamanda hazırlanmaya başlamam lazım.. Her yeni gün yeni bir sürprizle çıkıyor karşıma.. Bu günde bir amacım oldu. Yarın ne getirecek önüme merak ediyorum doğrusu..

29 Nisan 2011 Cuma

Bir yol gösterene ihtiyacım var..

29 Nisan 2011 Cuma
18:24

   Yeni hevesler peşindeyim ((: ..
   Güzel sanatlara gitmeyi düşünüyorum. İç mimarlık istiyorum. Baktım normal sınavla kazanmam mümkün değil – puanlar uçukmuş da ((: - bari çalışıp yetenek sınavlarına gireyim bi şansımı deneyeyim dedim. Kurslar falan arıyorum, numara alıyorum, yetenek sınavı sorularına bakıyorum falan buraya kadar her şey güzel ..Ama numaralarını aldığım kurslardan birini arayıp fiyatları öğrenince işler değişti tabi.. Birden tüm hevesim kaçtı. Anneme çaktırmadım  ama dershane, yol parası – okulum biraz uzakta -, harçlık filan derken bu kurs işinin tuzlu olması hiç iyi olmadı. Sınav sorularını gördüm, sınava girenlerin çizimlerinide. Kursa gitmem şart ! Yoksa bu halimle anca cin Ali çizerim yani … Neyse işte bir heves bir kıyamet annemin aklına soktum bu işi. Olacakta galiba ama ne kadar erken o kadar iyi olduğu için bizimkini sürekli sıkıştırıyorum “Bak annecim taa lise 1 den beri hazırlananlar varmış ben lise 3 üm çok geç kaldım zaten, hemen hazırlanmaya başlamam lazım lütfen vs vs..” diyorum ama bu işin bizi zorlayacağı ortada. Yani eğer ben bu kursa gidip ailemi – ekonomik yönden – dara sokacaksam oluru yok kesinlikle kazanmam lazım.
   Off .. Son yazılarımın hemen hemen hepsi şu sınav üzerine. Kafayı iyice bozdum kazanmakla. Şimdi tamda lise sonların sınav sonuçlarının geldiği zaman ya her yerde aa sınav böyleymiş, şöyleymiş, o böyle almış, puanı burayı tutuyormuş muhabbeti dönüyor tamamen ona adaklandım başka bir şey düşünemiyorum. Ki düşünecek başka bir şeyimde yok. Yani duygusal yönden pek atraksiyonlu sayılmam =/ ..
   Tek şey O’nun yakın davranışları. Yani yakın – uzak davranışları. Her zamanki gibi.. Şimdi yakın evresindeyiz. Ya da ben şimdi herşeyiüzerinealınma evresindeyim – ki ikincisi daha muhtemel - .
   Bir yol gösterene ihtiyacım var. Bir dosta.. Beni dinlesin akıl versin. Benim beynim durdu artık düşünmekten.. Doğru mukayese edemiyorum.. Off çok bunaldım bilmiyorum !

22 Nisan 2011 Cuma

Hiç bencil olamadım..

22 Nisan 2011 Cuma
18:35

   Günlerimi bomboş geçiriyorum. Oturuyorum, yatıyorum, kitap okuyorum, müzik dinliyorum.. vs .. vs.. Yani yapılabilecek bütün tembellik aktivitelerini gerçekleştiriyorum ama tuhaf bir biçimde hiçbirinden zevk almıyorum. Kendimi aptal gibi hissediyorum. Ki bunu hayatımda görebileceğim en kek edebiyat yazılısından berbat bir not beklemekle de tescillemiş oldum. Çalışmıyorum ama içimde tembellere özgü bir boşvermişlik ne bileyim bi rahatlık yok. Sürekli panik halindeyim “böyle giderse kazanamıycam” , “sen yat yat o yılan nasılda çalışıyo”, “ben böyle biri değilim” , “yarın ilk iş çalışmaya başlıycam” falan filan.. -ki bu yarınlarda hiç gelmez- Kendi kendime stres yapıyorum ve bunun sonucunda da uyuyamadığımla kalıyorum. Mesela bu gün okula gitmedim –yakında devamsızlıktan kalırsam hiç şaşırmam- ama kalkıp bi çalışmadım bile tüm gün internette takıldım –hala da öyle yapıyorum-. Hayalimde hep çok çalışkan ve başarılı olmak vardı. Ama ikisi de olamadım. Zekiyim ama hiçbir işe yaramıyor.. Aptalların beni geçtiğini gördükçe hırslanıyorum ama bu geçici bir şey oluyor. Hemen ileriki günlerde kendimi kanıtladıktan –hatırlattıktan diyelim- sonra yine foss motivasyon sıfır ve yatıyorum. Ruh hastası oldum.
   En çok annemi üzmekten korkuyorum. Zaten şu hayatında bir benim başarılarımla övünmek nasip olmadı kadına. Gözü açık gidecek bu gidişle. Kapana kısılmış gibi hissediyorum kendimi. Nefes alamıyorum. Bir yandan hemen sınav gelsin geçsin de kurtulayım diyorum bir yandan da saçmalama gelse oturacaksın kıçının üstüne, kazanamayıp rezil olacaksın ne kadar geç o kadar iyi diyorum. Mantığım yaptıklarımla çatışma içinde ama kazanan yok. Mantığım kazanmadıkça da bana rahat yok. Bunun bilincindeyim ama kımıldayamıyorum. Depresif bir haldeyim açıkçası..
   Zaten ya aşkımdan yiyip bitiriyorum kendimi ya da gelecek kaygısından. Ama şimdi bakıyorum da ikisine de sahip değilim. Ne geleceğe yaptığım bir yatırım veya başarım var ne de düzgün giden bir ilişkim.. Hiçbir şey yok elimde. Şimdi düşünüyorum da şuan hangisi elimde olsaydı daha çok sevinirdim diye.. Başarı geliyor içimden. Başarılı olsaydım veya şuan deli gibi çalışıyor olsaydım gözüm aşk meşk görmezdi. Zaten işi olmayan aşka sarıyor bu hayatta. Bende bir kere liseyi kazanamayınca yattı balık yan gidere bağladım..
   Ha lise demişken onu da bu yüzden kazanamamıştım. Tembelliğim yüzünden. Tembelliğimin sebebi de yine birini sevmemdi. Hatta şuan bu salak okulda okumamın sebebi de zamanında hoşlandığım çocuğum burada okuyor olmasıydı. Yani düşününce duygusallıklarım yüzünden hayatımı hep mahvetmişim. Kendim için hiçbir şey yapmamışım. Şimdi bu yazıyı yazarken fark ettim. Başarısızlıklarımı körü körüne kabul ettiğim için daha önce hiç üzerinde düşünmemişim. Şuan düşününce her şeyi birkaç oğlan yüzünden nasıl gözden çıkardığımı gördüm. Hiç bencil olamamışım. İçim acıdı..

Not: Bir seyler yapmam lazım

19 Nisan 2011 Salı

Aşk.. Nerelerdesin sen nerde !? Aradım seni her yerde ..

18 Nisan 2011 Pazartesi
20:05

   Bugün yanımdaki sorunlu okula gelmedi ve ben tüm gün onsuz bir okul gününün ne kadar da güzel olduğunu düşünerek geçirdim. O kız beni geriyor resmen ya. Çıldırıyorum. Kimden mi bahsediyorum ? Tabi ki Özge’den .. O geri zekalının yanımda oturmuyor olması – bir gün için bile olsa – o kadar güzel geldi ki; mesaj atıp nerede olduğunu sorarak bu güzelliği bozmak istemedim.
   Bunun dışında pekte matrak bir gün sayılmaz aslında. Okulda tüm gün uyudum ve gün içindeki tek aksiyon bugün olacağından haberim olmadığı trafik yazılısına girmem ve geometricinin çıkacak diye verdiği yazılı sorularını çözmesi oldu. Geri kalan zamandaysa full uyudum. Tabi rahatsız sıralar buna pek izin vermedi ama ben yinede uyudum yani o derece azimliyim bu konuda ..
   Ozan’a gelirsek. Çok saçma sapan boktan olaylar oluyor. Daha doğrusu ne olduğunu anlamadım. Herhalde bir şey olmaması beni şok eden. Çok gereksiz ve anlamsız bir şekilde hiç gelişme yok ve gerilemede yok yani ortam acayip nötr öyle ki kendimi boşlukta salınıyormuş gibi hissediyorum.
   Artık aşk istiyorum… Daha doğrusu mutluluk. Bu platonik aşklar beni yordu. Artık karşılıklı olsun istiyorum sevgim. Zaten çok yakışıklılarda gözüm yok. Hatayı da burada yapıyorum herhalde .. Kendimden aşağı insanlara bakıyorum ki sırf üzülmeyeyim diye ama karşımdakinin götü kalkıyor ve yine olan bana oluyor. Bir de ulaşamadıkça gözümde büyütüyorum.
   Kısacası biri olsun hayatımda .. Herkesi unuttursun.. Ne Ozan kalsın aklımda, ne Sefa , ne Gökhan hepsi defolsun gitsin ne cehenneme gidiyorlarsa. Bir onla ben kalalım. Yemin ediyorum gözüm görmez bir daha onları.. Tanımadığım biri olsun. Çevremde olmayan.. Daha önce görmediğim ya da dikkat etmediğim .. Olsun işte biri .. Ama olsun .. Hem de daha fazla bekletmeden beni..

Not: Aşk.. Nerelerdesin sen nerde !? Aradım seni her yerde ..