26 Agustos 2011 Cuma
03:46
Kaç gündür üzerime ölü toprağı serpilmiş gibiyim.. Sabah 4 - 5 gibi yatıp öğlen 12 - 13 gibi kalkıyorum. Sırf sahura kalkmamak için sabaha kadar dikilip sonrada yiyip yatıyorum yani.. Bu tembelliğim bi gün beni öldürecek ama ne zaman !?..
İnsan sabah uyanınca dinç oluyor ama öğlen uyanınca bir tuhaf oluyor ya.. Sanki biri sizi sabaha kadar evire çevire pataklamış gibi hissediyorsunuz ve "Amaan günde bitti zaten oturup tv de zampik yapayım bare.." triplerine giriyorsunuz. Hemde günün bitmesine o kadar vakit varken. Yani aslında psikolojikmen ölü doğan bir gün oluyor sizin için..Bak mesela saat 3 - 4 arası bloglayınca da böyle ergen felsefesine bağlıyorsunuz işte..
Neyse günün yarısını yarasalar gibi ayakta dikilip, diğer yarısını da zıbarana kadar uyuyarak geçirdikten sonra kalkıp napıyorum dersiniz !? Bilgisayarın -namı değer laptopun- başına geçip oyun oynuyorum.. Bu aralarda buna sardım. Hatta bi online oyunu indirmek için iki günüm gitti diyebilirim. Sonrada laptop kasınca hüsrana uğramam da cabası oldu yani.. Daha önce dalga geçtiğim online oyunlara psikopat bir şekilde sardım.. Ama gördüm ki hepsi dandik para yemek için kurulmuş kaz yolma makineleri.. Neyse şimdi ondan da vazgeçtim şükür ama içimi kaybettiğim vakitler kemiriyor işte..
Geçen gün kursa bu yıl sınava girenlerden biri geldi annesiyle.. İstediği bölümü istediği üniversitede kazanmış. Duygulandım aslında.. Kendimi öyle hayal etmeye çalıştım ne kadar da güzeldi.. Ama sonra düşününce onu hak edecek kadar çalışmadığını hatırlıyor insan.. Hele bu aralar bana bir şey oldu hevesim kaçtı birden. Çizimin başına oturmak için kendimi zorluyorum resmen. Hadi oturdum diyelim bu seferde ay bunu yapamıycam, yok şunu çizemiycem.. Tabi sonra yapıyorum ama böyle olunca haftada iki çizim anca yapıyorum.. Artık kitap okumayı da kestim.. Eskiden zevk alarak yaptığım bana stres attıran ve hala da devam ettiğim tek şey şizofren gibi sabahtan akşama kadar müzik dinlemek.. Başım ağrıyor artık.. Puanlarımı düşürmemek için bir yandan ÖSS ye de -yeni adı YGS - LYS falan filan- çalışmaya başlamıştım ama onu da kestim bir süredir.. (Aslına bakarsan başlayalı da çok olmamıştı..) Anlayacağınız moralim çok bozuk.. Kıçımı kaldırmamamın stresini yapıyorum. Yüzüm sivilce döktü (tabi buna Nutella da çok yardımcı oluyor..)
Yakında okullar da açılıyor pöff!.. Hele bi de bizim okulu da taşımışlar Allah'ın Brüksel'ine.. İşim gücüm yok bi de onun yolunu bulucam. Sanki az yolum vardı iki dere tepe daha eklediler tam oldu..
Bu gün bi bloguma bakayım dedim iki kişi bakmış, eh dedim ne zamandır da yazmıyorum bi selamlaşalım beni izlemeyenlerle (: Yoksa üşenmekten buraya da yazacağım yoktu.. Çiziktireç'i de açtım öyle duruyor yarın belki onu da bir güncellerim.. İnsanlar çizilenlere yazılanlardan daha meraklı.. Malum çizginin dili her memlekette aynı (:
Ha unutmadan aşk meşk nasıl !? derseniz.. Vahim diyebilirim.. Uzun zaman sonra gerçekten yüreğimi hoplatan biriyle karşılaştım.. Hemde karşılıklıydı galiba. Ama daha onu size anlatamadan yollar ayrıldı. Üzüldüm gerçekten.. Bir şey olduğu için değil, sadece iki kere göz göze geldik ve hani filmlerde olur ya her şey birden yavaşlar, ağır çekimde gerçekleşir ve göz temasını bir türlü kesemezsiniz vesaire.. vesaire.. İlk defa böyle hissettim, ilk defa biriyle karşılıklı bu kadar güçlü bir çekim hissettim.. Hani bir yazımda "biri gelsin ve bana hepsini unuttursun.. sadece o olsun.. söz veriyorum bir tek onu seveceğim.." gibi bir şeyler söylemiştim.. Bu o kişi olabilirdi. O günün son karşılaşmamız olduğunu bilseydim belki daha cesaretli davranırdım.. Bilmiyorum.. Hiç tanımadığım biri için.. Onu tanıyamadığım için üzülüyorum.. Duamdaki kişinin o olduğunu nerden bilebilirdim ki.. Belki de tekrar karşılaşırız.. Öyle işte..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder