30 Nisan 2011 Cumartesi

Bir amacım var artık..

30 Nisan 2011 Persembe
18:35

   Bugün dershaneden ayrıldım..
   Daha doğrusu konuşması için annemi gönderdim ve onlarda her müşteri kaybetmek istemeyen dershane gibi birde Mırtıl’la konuşsaydık dediler.. Mecburen gidicem. Ablam yapma, etme dedi ama ben doğru bir karar aldığımı düşünüyorum. Sonucunda neredeyse hiç gitmiyordum boşuna para ödüyorlardı. Ama onların şuanda tek düşündüğü çalıştığımda – şayet ki çalışırsam - , yardım istediğimde benim için zor olacak olması. Tabi bir de gelecek yıl son sınıf olacak olmamda olumsuz düşünmelerine sebep oluyor. “düşünmelerine” dedim ama sadece ablam öyle düşünüyor – babama daha söylemedim – annem benimle hemfikir zaten o teklif etti önce.
   Seni ordan alayım yetenek sınavları için hazırlık kursuna yazdırayım dedi eh bana da mantıklı geldi.. Kabul ettim. Annemde bu cevabı beklemiyormuş ki bir an şaşırdı gerçekten mi dedi ciddi misin !? Ciddiyim diyince biz annemle plan yapmaya başladık. Ablam tabi her zamanki gibi işime taş koymaya çalıştı ama biz annemle bu kurs işini günler öncesinden konuşmuştuk bizim için yeni olan sadece dershaneyi bırakmamdı o yüzden etki etmedi. Bu girdi yeteneksizliğimden çıktı kazanamayacağımdan bozdu moralimi. Biraz ağırıma gitti açıkçası ama düşünmeme sebep oldu. Şimdi daha çok istiyorum, kazanacağıma daha çok inanıyorum.
   Bütün gün dönem ödeviyle uğraştım başım nasıl ağrıyor anlatamam. Annemde dershaneden gelirken çilek almış mis gibi kokusu burnuma geliyor… Bir de çanta almış bana – zaten o bana bişeyler almasa benim alışveriş yapacağım yok – bayıldım çok güzel bir şeydi.
  Neyse işte öyle .. Artık dönüşü yok en kısa zamanda hazırlanmaya başlamam lazım.. Her yeni gün yeni bir sürprizle çıkıyor karşıma.. Bu günde bir amacım oldu. Yarın ne getirecek önüme merak ediyorum doğrusu..

29 Nisan 2011 Cuma

Bir yol gösterene ihtiyacım var..

29 Nisan 2011 Cuma
18:24

   Yeni hevesler peşindeyim ((: ..
   Güzel sanatlara gitmeyi düşünüyorum. İç mimarlık istiyorum. Baktım normal sınavla kazanmam mümkün değil – puanlar uçukmuş da ((: - bari çalışıp yetenek sınavlarına gireyim bi şansımı deneyeyim dedim. Kurslar falan arıyorum, numara alıyorum, yetenek sınavı sorularına bakıyorum falan buraya kadar her şey güzel ..Ama numaralarını aldığım kurslardan birini arayıp fiyatları öğrenince işler değişti tabi.. Birden tüm hevesim kaçtı. Anneme çaktırmadım  ama dershane, yol parası – okulum biraz uzakta -, harçlık filan derken bu kurs işinin tuzlu olması hiç iyi olmadı. Sınav sorularını gördüm, sınava girenlerin çizimlerinide. Kursa gitmem şart ! Yoksa bu halimle anca cin Ali çizerim yani … Neyse işte bir heves bir kıyamet annemin aklına soktum bu işi. Olacakta galiba ama ne kadar erken o kadar iyi olduğu için bizimkini sürekli sıkıştırıyorum “Bak annecim taa lise 1 den beri hazırlananlar varmış ben lise 3 üm çok geç kaldım zaten, hemen hazırlanmaya başlamam lazım lütfen vs vs..” diyorum ama bu işin bizi zorlayacağı ortada. Yani eğer ben bu kursa gidip ailemi – ekonomik yönden – dara sokacaksam oluru yok kesinlikle kazanmam lazım.
   Off .. Son yazılarımın hemen hemen hepsi şu sınav üzerine. Kafayı iyice bozdum kazanmakla. Şimdi tamda lise sonların sınav sonuçlarının geldiği zaman ya her yerde aa sınav böyleymiş, şöyleymiş, o böyle almış, puanı burayı tutuyormuş muhabbeti dönüyor tamamen ona adaklandım başka bir şey düşünemiyorum. Ki düşünecek başka bir şeyimde yok. Yani duygusal yönden pek atraksiyonlu sayılmam =/ ..
   Tek şey O’nun yakın davranışları. Yani yakın – uzak davranışları. Her zamanki gibi.. Şimdi yakın evresindeyiz. Ya da ben şimdi herşeyiüzerinealınma evresindeyim – ki ikincisi daha muhtemel - .
   Bir yol gösterene ihtiyacım var. Bir dosta.. Beni dinlesin akıl versin. Benim beynim durdu artık düşünmekten.. Doğru mukayese edemiyorum.. Off çok bunaldım bilmiyorum !

22 Nisan 2011 Cuma

Hiç bencil olamadım..

22 Nisan 2011 Cuma
18:35

   Günlerimi bomboş geçiriyorum. Oturuyorum, yatıyorum, kitap okuyorum, müzik dinliyorum.. vs .. vs.. Yani yapılabilecek bütün tembellik aktivitelerini gerçekleştiriyorum ama tuhaf bir biçimde hiçbirinden zevk almıyorum. Kendimi aptal gibi hissediyorum. Ki bunu hayatımda görebileceğim en kek edebiyat yazılısından berbat bir not beklemekle de tescillemiş oldum. Çalışmıyorum ama içimde tembellere özgü bir boşvermişlik ne bileyim bi rahatlık yok. Sürekli panik halindeyim “böyle giderse kazanamıycam” , “sen yat yat o yılan nasılda çalışıyo”, “ben böyle biri değilim” , “yarın ilk iş çalışmaya başlıycam” falan filan.. -ki bu yarınlarda hiç gelmez- Kendi kendime stres yapıyorum ve bunun sonucunda da uyuyamadığımla kalıyorum. Mesela bu gün okula gitmedim –yakında devamsızlıktan kalırsam hiç şaşırmam- ama kalkıp bi çalışmadım bile tüm gün internette takıldım –hala da öyle yapıyorum-. Hayalimde hep çok çalışkan ve başarılı olmak vardı. Ama ikisi de olamadım. Zekiyim ama hiçbir işe yaramıyor.. Aptalların beni geçtiğini gördükçe hırslanıyorum ama bu geçici bir şey oluyor. Hemen ileriki günlerde kendimi kanıtladıktan –hatırlattıktan diyelim- sonra yine foss motivasyon sıfır ve yatıyorum. Ruh hastası oldum.
   En çok annemi üzmekten korkuyorum. Zaten şu hayatında bir benim başarılarımla övünmek nasip olmadı kadına. Gözü açık gidecek bu gidişle. Kapana kısılmış gibi hissediyorum kendimi. Nefes alamıyorum. Bir yandan hemen sınav gelsin geçsin de kurtulayım diyorum bir yandan da saçmalama gelse oturacaksın kıçının üstüne, kazanamayıp rezil olacaksın ne kadar geç o kadar iyi diyorum. Mantığım yaptıklarımla çatışma içinde ama kazanan yok. Mantığım kazanmadıkça da bana rahat yok. Bunun bilincindeyim ama kımıldayamıyorum. Depresif bir haldeyim açıkçası..
   Zaten ya aşkımdan yiyip bitiriyorum kendimi ya da gelecek kaygısından. Ama şimdi bakıyorum da ikisine de sahip değilim. Ne geleceğe yaptığım bir yatırım veya başarım var ne de düzgün giden bir ilişkim.. Hiçbir şey yok elimde. Şimdi düşünüyorum da şuan hangisi elimde olsaydı daha çok sevinirdim diye.. Başarı geliyor içimden. Başarılı olsaydım veya şuan deli gibi çalışıyor olsaydım gözüm aşk meşk görmezdi. Zaten işi olmayan aşka sarıyor bu hayatta. Bende bir kere liseyi kazanamayınca yattı balık yan gidere bağladım..
   Ha lise demişken onu da bu yüzden kazanamamıştım. Tembelliğim yüzünden. Tembelliğimin sebebi de yine birini sevmemdi. Hatta şuan bu salak okulda okumamın sebebi de zamanında hoşlandığım çocuğum burada okuyor olmasıydı. Yani düşününce duygusallıklarım yüzünden hayatımı hep mahvetmişim. Kendim için hiçbir şey yapmamışım. Şimdi bu yazıyı yazarken fark ettim. Başarısızlıklarımı körü körüne kabul ettiğim için daha önce hiç üzerinde düşünmemişim. Şuan düşününce her şeyi birkaç oğlan yüzünden nasıl gözden çıkardığımı gördüm. Hiç bencil olamamışım. İçim acıdı..

Not: Bir seyler yapmam lazım

19 Nisan 2011 Salı

Aşk.. Nerelerdesin sen nerde !? Aradım seni her yerde ..

18 Nisan 2011 Pazartesi
20:05

   Bugün yanımdaki sorunlu okula gelmedi ve ben tüm gün onsuz bir okul gününün ne kadar da güzel olduğunu düşünerek geçirdim. O kız beni geriyor resmen ya. Çıldırıyorum. Kimden mi bahsediyorum ? Tabi ki Özge’den .. O geri zekalının yanımda oturmuyor olması – bir gün için bile olsa – o kadar güzel geldi ki; mesaj atıp nerede olduğunu sorarak bu güzelliği bozmak istemedim.
   Bunun dışında pekte matrak bir gün sayılmaz aslında. Okulda tüm gün uyudum ve gün içindeki tek aksiyon bugün olacağından haberim olmadığı trafik yazılısına girmem ve geometricinin çıkacak diye verdiği yazılı sorularını çözmesi oldu. Geri kalan zamandaysa full uyudum. Tabi rahatsız sıralar buna pek izin vermedi ama ben yinede uyudum yani o derece azimliyim bu konuda ..
   Ozan’a gelirsek. Çok saçma sapan boktan olaylar oluyor. Daha doğrusu ne olduğunu anlamadım. Herhalde bir şey olmaması beni şok eden. Çok gereksiz ve anlamsız bir şekilde hiç gelişme yok ve gerilemede yok yani ortam acayip nötr öyle ki kendimi boşlukta salınıyormuş gibi hissediyorum.
   Artık aşk istiyorum… Daha doğrusu mutluluk. Bu platonik aşklar beni yordu. Artık karşılıklı olsun istiyorum sevgim. Zaten çok yakışıklılarda gözüm yok. Hatayı da burada yapıyorum herhalde .. Kendimden aşağı insanlara bakıyorum ki sırf üzülmeyeyim diye ama karşımdakinin götü kalkıyor ve yine olan bana oluyor. Bir de ulaşamadıkça gözümde büyütüyorum.
   Kısacası biri olsun hayatımda .. Herkesi unuttursun.. Ne Ozan kalsın aklımda, ne Sefa , ne Gökhan hepsi defolsun gitsin ne cehenneme gidiyorlarsa. Bir onla ben kalalım. Yemin ediyorum gözüm görmez bir daha onları.. Tanımadığım biri olsun. Çevremde olmayan.. Daha önce görmediğim ya da dikkat etmediğim .. Olsun işte biri .. Ama olsun .. Hem de daha fazla bekletmeden beni..

Not: Aşk.. Nerelerdesin sen nerde !? Aradım seni her yerde ..

Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete =/

17 Nisan 2011 Pazar
19:40

   Lanet sular iki gündür yoktu. Dün saçlarım yağlı olduğu için aslında kaçırmamam gereken bir matematik dersini kaçırdım; bugün dershaneye gitmedim – sular geldiği halde – ve bu hafta verilecek olan dönem ödevine daha başlamadım bile. Yani harikayım.. Moralim sıfır, ders çalışamıyorum, regl oldum ve kilolarca çikolata ve şekerleme yedim.. Kendimi berbat hissediyorum. Bir rehavettir çöktü üstüme; derse oturduğumda da durduk yere sinir krizi geçiriyorum – birkaç test kitabım yırtılmış ve uçlu kalemle delik deşik edilmiş bir şekilde masamda duruyor - . Ne oldu bana anlamıyorum. Zaten ders çalışmazdım şimdi artık cinnetin eşiğine geldim.. Bir bok kazanamayacağımı biliyorum zaten. OKS’de olduğu gibi yine kazanamayacağımı bile bile gireceğim o sınava ve etrafımdaki herkes kazanmış olacak – burun kıvırıp salak dediklerim bile - .  Ama bu sefer daha da kötü olacağını biliyorum çünkü sınava tekrar hazırlanmam için uğraşacaklar. Ki bende öyle yapacağım. Umutsuz vaka olduğumu anlamak istemiyorlar işte. Anlamayacaklarda.. Ben gerçek bir hüsranım.. Ama tek bir özelliğim var o da geleceği görmek.. Mesela böyle giderse gelecek yıl götümün üstüne oturacağımı çok net görüyorum – yine de en düşük puanla alan bölümleri araştırıyorum ki en azından bu sefer bir şey kazanıp bizimkileri avutayım - .
   İdealim filan yok. Tabi avutmak en azından popüler hedeflerimle oyalamak için iç mimar , psikolog , avukat vs vs .. olmak istiyorum diyorum ama asıl yapmak istediğim şuanki puanımla İstanbul’da kazanabileceğim herhangi bir okul seçmek o kadar ne meslek olduğum umrumda bile değil. Sanki kendi seçtiğim meslek olsa ne olacak ki. En sevdiğin sporu bile her gün yapsan sıkılır, en sevdiğin yemeği her gün yesen bıkarsın sonucunda kendim seçsemde zoraki olsada sonuç değişmeyecek. İkisinde de eninde sonunda sıkılacağım ha erken olmuş ha geç ne fark eder.
   Neyse işte öyle .. Şu sınavdan paçayı sıyırırsam ilk bulduğum üniversiteye atacağım kendimi – atabilirsem tabi - .

Not: Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete =/

Allah belamı verecek O_o

14 Nisan 2011 Perşembe
00:25
   Merhaba canım.
   Dün Nazlı çıkışa geldi. Historia’daymış.. Off nerden başlasam bilemedim en iyisi bodoslama dalayıp konuya. Nazlı’yla Cengizhan’ın arasında bir şeyler var galiba ve o gün çıkışa geldiğinde şans eseri hem Cengizhan’ı hemde Ozan’ı gördü. Ben –Özge’yle- okuldan çıkmadan önce Cengizhan’la karşılaşmış galiba ve birbirlerini tanımışlar. Tabi bu kafasını hemen eğip bana mesaj yazmaya koyulmuş – tabi ki ben yanına geldikten sonra gördüm ((: -. Buraya kadar her şey normal ve olası ama buradan sonrası tuhaf. Nazlı bana Ozan nerde göstersene merak ettim dedi bende o çıkalı çok oldu – son ders boştu nerdeyse 20 dk önce çıktı ve o asla çıktı mı okulda oyalanmaz direkt gider – büyük ihtimal göremezsin dedim ki arkamı dönüp okulun  karşısındaki kırtasiyenin kapısına bir baktım Ozan orda. İçerde bize yan dönük. Önce bir tanıyamama, konduramama durumu oldu gözümü kısıp baktım falan sonra Nazlı bak o dedim. O da döndü baktı. Banada ne oldu anlamadım bir anda bir salla gitsin moduna girdim o baksam mı bakmasam mı gibisinden bana bakıyor bende bak bak diyorum sanki babamın malı ! Bende bakıyorum filan çocuğun anlamaması mümkün değil zaten ki alenen bakıyoruz yani. Sonra vücudunu tam bize doğru döndü ama gözleriyle kırtasiyede hala bir yere bakıyor – güya ! – tam ben o sıra Nazlı’ya döndüm Nazlı beni dürttü MıRTıL  ! MıRTıL ! sana gülümsedi gördün mü !! dedi – tabi ki ben kazma tam zamanında kafamı çevirerek görmedim ! – Özge’de – ki biz onun varlığını unutmuştuk o bizim biraz ilerimizdeydi – Ozan’a mı bakıyorsunuz dedi baktığımız yere boynunu uzattı filan – yok babama bakıyoruz ! – sonra biz Nazlı’yla Forum İstanbul’a devam edelim dedik – ben nezaketen Özge’yide çağırdım – Özge gelmedi ikimiz gittik. Tüm gün Cengizhan’dan ve Ozan’dan konuştuk.  O kadar çok konuştuk ki yani artık kussak Ozan Cengizhan çıkacak o derece. Çocuklarla ilgilenmezken bir anda aklımıza soktuk, halbuki en başta bahsetmemizin amacı sadece dedikoduydu hatta eleştiriyorduk günün sonunda kendimizi sevgili olsak nasıl olurdu muhabbetinin içinde bulu verdik O_o !
   Tabi ertesi gün oldu – yani dün (Çarşamba) – ben salak gibi metroda Özge’ye anlattım. Dün Nazlı’ya Ozan’ı gösterdim diye ondan hoşlandığımı sanmasın istedim çünkü gerçekten öyle bir niyetim yok – arada bir depreşsede – ama sıçtım sıvadım ! Cengizhan’ın Nazlı’dan hoşlandığını söyledim :@ A salak ona ne hoşlanırsa hoşlansın ne anlatıyorsun mal ! Tabi sonra çok pişman oldum zaten daha ağzımdan kelimeler çıkarken pişmanlıktan ölüyordum ama durduramadım susmak bilmedim. Aptal gibi döktüm saçtım salağa.
   Neyse olan oldu artık yapacak bir şey yok derken az önce facebook’a bir baktım Nazlı duvarıma bir şey yazmış Allahın zekisi yüz kere minnoş minnoş minnoş demiş -  minnoş kadar taş düşsün başına emi –. Bu arada minnoş Ozan’a Özge’yle taktığımız lakaptı.  Yani mahvoldum desem yeri. Silemedim de gönderiyi ayıp olacaktı. Allahım yer yarılsada içine girsem!!
   Bende ne zaman afet gibi olsam o gün Ozan okulda olmuyor Allah Ozan’ı benim aşkımdan koruyor mudur nedir !? Ne zaman betim benzim atmış bok gibi olsam Ozan okulda ne zaman fıstık gibi olsam çocuk yok lanet olsun !

Not : Allah belamı verecek O_o

Canım saçma sapan bir yazı yazmak istedi bende bunu yazdım

03 Şubat 2011 Perşembe
17:10

   İnsanlar yaşlandıkça hayalleri de soluyor sanki. Eski heyecanı kalmıyor. Olaylara öyle bir gözle bakıyorlar ki öyle yorumluyorlar ki .. Buna olgunlaşmak diyorlar. Heyecanının azalması falda çıkan kısmetin milli piyangoya yorulması, yüreğin kabarmış denince borçlardan veya evin herhangi bir sorunundan bahsedilmesi.. Yazık oluyor bu insanlara. Neden 40’ından sonra çoktan tabuta girmiş gibi davranıyorlar ki ! Sen hala yaşıyorsun, yarın da yaşayacaksın ondan sonraki günde .. Ölmeden kefen giymek niye. Bunu biz yapıyoruz onlara. Genç kızsın bunu bunu yapamazsın, eşek kadar kızsın bunu bunu yapamazsın, kaç yaşında kadınsın bunu bunu yapamazsın, evli barklı kadınsın şunu şunu yapamazsın … Büyüsen olmaz küçülsen olmaz. Hayallerini kısıtlaya kısıtlaya ruhlarını çürütüyoruz. Onların bakmalarını istediğimiz kadarını görmelerine izin veriyoruz. Yarından umudu yok çünkü yarında bu günün aynısı olacak. Hayallerini umutlarını aldık ya ellerinden tamam artık doğru davranan bireyler oldular. Neden !? Çünkü biz onları öyle görmek istiyoruz. Yarınların bambaşka olacağını düşünmelerini istemiyoruz, 40’ından sonra aşık olmalarına izin vermiyoruz. Hani aşkın yaşı yoktu ? Evet aşkın yaşı yok ama aşkın adı var değil mi. 40’ına kadar aşkın adı aşktır 40’ından sonra aşkın adı azmak olur. Hatta buna uygun güzelde bir atasözümüz vardır kırkından sonra azanı diye başlayan.
   Bu konu nerden çıktı ? Bugün annemin arkadaşı dünya tatlısı bir kadın bize geldi. Her zaman gelir ve artık adet olmuş o gelince hep kahve içilir fal bakılır. Ben sıramı beklerken internette dolanıyordum bir ara konuşulanlara kulak misafiri oldum. Senin için sıkılmış diyor anneme “hı evet kaç gündür kombide arıza varda…”, balık var diyor genelde kısmete yorulur o paraya yoruyor, kuşlar uçuşmuş diyor “neyse havalarda vıdı vıdı vıdı”.. O an bir kötü oldum. Ben olsam ne sevinçli şeylere yorardım eğlenirdim, annem dert anlatmaya araç olarak kullanıyor. Her mutlu şeye bir sorun söylüyor. Sonucunda fala inanma derler kafana göre yorarsın amaç eğlenmektir. Annemin olaya bakışını dinledikçe fena oldum çok üzüldüm. Onun içindeki heyecanı yok etmişler. Eğlenmesi gereken zamanlarda bile yüzü gülüyor ama aklı sadece gerçeklere takılıyor. O an anladım. Bir insanı öldürmek istiyorsan çekip vurmana gerek yok hayallerini al yeter. Hayalleri alınan insanlar yavaş yavaş ölüyor, duyarsızlaşıyor, sevinçsiz, tepkisiz oluyorlar ve tüm hayatını bu şekilde yaşamaya mahkum olmak ..
   Bir insana yapabileceğiniz en büyük kötülük içindeki sevinci öldürmekmiş.

Not: Canım saçma sapan bir yazı yazmak istedi bende bunu yazdım…

Her şeyin başı diyelim

12 Ocak 2011 Perşembe
18:35

   Aradan aylar aylar geçti. Düzenli yazamadığımı söylemiştim. Öyle şeyler oldu bitti ki nasıl anlatsam bilemiyorum. İki çocuktan çıkma teklifi aldım birini reddettim, diğerinin ne olduğunu çözemedim, sefayla aramız süper sürekli mesaj atıyor ama artık kafamı karıştıramıyor çünkü yeni birinden hoşlanıyorum. İlk çocuk Halil benim geçen yıldan sınıf arkadaşım. Sınıfta kaldı sonra sözele geçti bir şeyler yaptı ve şuan sözelden bizimle birlikte devam ediyor. Benden bir yıldırki hoşlandığını ama anca söyleyemeye cesaret ettiğini söyledi. Deneyelim diye öyle çok ısrar etti ki bende sevgili olmayı değil ama en azından bir süre beraber takılmayı (ne demekse ?! ) kabul ettim ama 2 gün dayanamadım ve ertesi gün yok ben yapamayacağım dedim. Halbuki daha görüşmemiştik bile çünkü o bir gün hafta sonuna denk gelmişti. Bu tüm gece kabul etmek istemedi daha sonra ise melankolik mesajlar atmaya ve ne zaman  nasılsın desem çok kötüyüm sürünüyorum tarzında cevaplar vermeye başladı. Bu aralarsa gördüğünde selamıma buz gibi bir bakış atarak cevap veriyor.
   Diğeri ise Gökhan diye bir çocuk. Ben onu daha önce Özge’den (sıra arkadaşım) hoşlanıyor diye biliyordum (çünkü Özge öyle demişti) ama bana Özge’nin ona baktığını söyledi. Aslında düşününce mantıklı geliyor (: .. Gelelim olayın nasıl olduğuna ben bir gün nöbetçiydim (tabi bunu 3. ders fark edebildim) indim idare katında oturuyorum bu geldi son sınıf (ve babası arkalı ) olduğu için derslere girmiyor hep benim bulunduğum yerde duruyordu. Daha sonra bizim okulun işlerine yardımcı olan bir abi var o geldi sohbet etmeye başladılar ve beni de sohbete kattı bu abi ve o gidince bu benimle konuşmaya başladı ve tabi geldi gitti konu sevgilin var mı ya dayandı. Önce o anlattı (doğuda bir ildi şimdi hatırlamıyorum) bir sevgilisi varmış onun için sürekli İstanbul’dan uçakla oraya gidip akşam dönüyormuş tekrar. Yani kız için bayağı özveride bulunmuş tabi bu özveriler içinde maddi durumu gayet müsait (abi anlattı (: ) fakat daha sonra kız bu çoçuğun en yakın arkadaşıyla çıkıyor ve puff hayaller suya tabi. Bu liseyide kolejde okuyormuş ama sınıfta kalınca bizim liseye gelmiş bunuda abi ile konuşurlarken öğrendim. İşte anlatma sırası bana geldi ama anlatacak bir şey yok çünkü benim daha önce hiç ilişkim olmadı. Tabi buna söyledim ilişkim olmadığını daha öncede ilgileniyordu ama birden gözler çakmak çakmak yandı. Sonrası malum senden etkilendim telefonunu verir misin falan filan.  Daha önce ilişkim olmamasından etkilenmiş haspam .. Peh.. neyse işte arada konuşuyoruz ama bu benden nazlı küsüp duruyor mesaj atmayınca o baktığında bakmayınca çağırdığında gelmeyince vs vs .. Ne bekliyordu anlamadım çok şımartılmış herhalde. Neyse işte arada mesajlaşıyoruz ama pek göremiyorum onu okulda son sınıf olduğu için okula gelmiyor çok fazla.
   Sefa’ya gelince offf.. hiç yorum yapmak içimden gelmiyor ona. Alıştım çünkü. Hep böyle dengesizdi o bir öyle bir böyle. Ne elde etmeye cesareti var ne de kaybetmeyi kabullene biliyor. Ne onun olacağım ne de başkasının, çocuğu bu kadar Türk filmiyle büyütürseniz böyle olur.
   Hoşlandığım çocuğun adı ise Ozan. Yılın başından beri hoşlanıyorum bu çocuktan. Onunla da idare katında nöbetçiyken tanışmıştık. Bizim sınıfa yeni gelmişti sözelden. Bu nöbetçilikte ne varsa orası benim kısmetimi açıyor ((: . Tabi daha sonra foss. O gün nöbetçiyken dibimden ayrılmadı neredeyse nöbetçilik yapmadı hep başımda durdu benimle konuştu, önüne gelen her şeyi bahane etti etrafımda olmak için. Bende diyorum içimden yarın sınıfa gelince de konuşuruz ilk defa hoşlandığım biriyle olacak galiba dedim ertesi gün bir hüsran bir hüsranki anlatamam. Yok çocuk konuşmuyor pıss. Başlarda kabullenmek istemedim heraldeki birkaç kere ben konuşmaya çalıştım, ben muhabbeti açınca gayet güzel konuşuyor ama kendi gelipte benle konuşmuyor ya. Bir yerden sonra ümidi kestim tabi ben (baya sürdü bu ümit kesme olayı) melankolik takıldım bir süre. Nasıl kaptırmışsam kendimi az daha bunu unutmak için bir başkasının teklifini kabul ediyordum kiii.. Bir an kafama DANKK!! Etti. Dedim kızım ne yapıyorsun dur bi sakinleş aklını başına topla. Tabi ben anında bu hatadan döndüm (bahsettiğim hata Halil) tabi olan o çocuğa oldu ama affetsin, daha fazla üzmeden döndüm yolun başında en azından ama bunun onun hiç umurunda olduğunu sanmıyorum (Halil’in).
   Daha sonra Ozan’la çok gelişmeler oldu. Benim umutlar yine yeşerdi. Konuşmaya bakışmaya filan başladık. Tabi bu aşamada neler neler oldu ben az ağlamadım (çok karamsar biriyimdir hep en kötüsünü düşünürüm kurarım). Her şeye üzüldüm ağladım yinede dersleri batırmamışım dönemin sonunda onu görüyorum (Allah’a bin şükür!!).
   Bu gün iki yazılı vardı. Birincisi girişimcilikti herkes başının çaresine baktı (ki ben kopya çekmeyi beceremiyorum zaten (: ) ikinci yazılı dindi. Din yazılısında bir baktım Ozan arkadan kalkmış benim yan sırama geçmiş (benim için olmadığı kesin. Bir an üzerime alınıp heveslenmeye çalıştım ezik gibi ama sonra kendimi dizginledim). Neyse sınav başladı başımıza da bir hoca vermişler Allahım hiç umurunda değil kim kime bakmış tabi herkesin bunu anlaması en fazla 5 dakika sürdü. Havada kopyalar uçuştu. Kendi kağıdımda baktım bir şey yapamıyorum diğer gruba bakıyım dedim baktım ordaki her şeyi biliyorum (yapamadım dediysekte abartmayalım (: ) Ozan’ın oturduğu yerdeki herkeste bana soruyor. Dedim zaten ben şuanda sallasamda yok çıkmayacak onlara yardım edeyim bari. Döndüm söylüyorum en son soran Ozan oldu o da “hiçbir şey yapamadım yeeaa” diyince yardım teklif ettim ondan yani. Bir iki tane test sorusu vardı şıklarını söylüyorum söylüyorum yanlış yazıp duruyor akıllı (!) dedim ver şu kağıdı ya (eminim hocanın kızmayacağından yoksa hayatta yapmam) “sende kendi kağıdını verirsen veririm” dedi gülümsüyor ama. Dedim gerek yok ver sen biz böyle konuşuyoruz bu şükür doğru işaretledi yanındaki duaları sordu söylüyorum Ozana dedim yaptın mı duaları (onların grubunkini biliyorum) tamam sen kendini sıkma mı tasalanma mı öyle bir laf söyledi yani bildiğin terslendim ama suratıma bakamadan söyledi tabi bu bana bir koydu bir koydu önüme öyle bir döndüm ki yani artık o yazılıda mıyım değil miyim idrak edemiyorum üzüldüm ama ağlayasımda gelmedi dondum kaldım öyle. Dedim kızım işte böyle şey gibi kalırsın, umurunda bile değilsin işte idrak et artık şunu be. Sonra bir an her şey durdu, dondu sanki ben düşünmeye başladım (yanımdaki kıza yapışkan olan bir çocuk vardı) Ozan’ın benimle aynı şeyleri hissetmediğini ve benim ona karşı olan davranışlarımı düşündüm kendi mi bir an yanımdaki kızı takıntı haline getirmiş olan çocuk gibi hissettim kendimi öyle gördüm sanki. Öyle kötü oldum ki anlatamam. Yazılı bitti şükür dedim bitti bu işkence. (okulun kütüphane kolu başkanıyım bu yüzden pano, gezi,toplantı, kitap getirmeyenleri takip filan benim görevim) Hemen çantamdan kütüphaneden kitap alıpta getirmeyenlerin listesini çıkardım ve bir kalem kaptığım gibi dışarı fırladım. Tam merdivenlerden iniyordumki ( ne zaman çıktıysa sınıftan) Ozan ve yanındaki arkadaşı (Gökhan ama o Gökhan değil) yukarı çıkıyor bana “ne yapıyorsun?” dedi “kitapları topluyorum” dedim o hareketinin koyduğunu belli etmemeye çalışıyorum kendimce ama paçalarımdan aktığına eminim. Gülümsedi arkadaşı ilk defa hızlıca yürüdü gitti bu durdu ama bende kurt var ya dayanamadım çat diye söyleyiverdim “ben sana yazılıda yardım etmeye çalışıyorum sen beni tersliyorsun” dedim. Yarım saattir saklamak için kendimi paraladığım şeyi döküldüm bir anda. Durdu “Kendini boşu boşuna tehlikeye atmana gerek yok o yüzden” dedi. Bende salak gibi hızlıca merdivenden aşağıya indim. Bu huyumdan nefret ediyorum heyecana kapılıyorum ve konuşmayı yarıda kesiyorum. Madem cesaret etmiş söylemişsin ve gerçekten ilk defa yanındakiler gitmiş ve o da yürümeye meyilli değildi yani dursam konuşurduk ve ben yarı yarıya içimi rahatlatmak yerine içimde geri kalan kızgınlığımıda döker rahatlardım ama yookk illa içimde kalacak ya. Bir kerede fırsatları değerlendire bilsem..
   Neyse hiç yoktan iyidir beni düşündüğü için öyle davranmış biraz moralim düzeldi. Bu dediğine inandım çünkü orada olsaydınız sizde inanırdınız. Hani doğru söylediğini bilmezsiniz ama hissedersiniz ya bende öyle hissettim sanki doğru söylediğini. Ama bilmiyorum.. Diğer türlüyse, sadece gönlümü almak veya savsaklamak için söylemişse de düşünmek bile istemiyorum. Çünkü artık çok yoruldum, çok üzüldüm. Hep birilerinin yaptıklarına üzülmekten ne gücüm nede takatim kalmadı. Artık iyi bir şeyler olsun istiyorum. Gerçekten iyi bir şeyler..